Yakın bir zamanda gökten yıldız kaymıştı. Tozu bana savrulunca bir dilek hakkım doğdu dedim. Ey asuman, gönlünde bir bahçe varsa içinden bana bir çiçek gönder, diye avuçlarımı açtım. Gözlerimi kapatmıştım ki zira gözler açıkken çiçeklerin kokusu burnuma gelmeyecekti. Tam ellerim yüzümden sıyırırken gözlerim kır papatyalarıyla yıkandı. Başımdaki Mevlütten başkası değildi. Ama ya Mevlüt şimdi neden gidiyorsun, dedim ardından koşarak. Mevlüt suskun, Mevlüt merhametsiz gibiydi.
O hızlı adımlarla yürüdü ben de yetişmek için koştum. Hiç susmuyorum ama hiç. Sen ne salak oğlansın, sen beni seviyorsan bu gülleri elime verseydin, niye böyle yaptın ki ... Mevlüt, Hoca Ahmet Çeşmesinin önünde durdu ve yavaş adımlarla arkasına döndü. Şadırvanda abdest alan yaşlı adamların onları izlediğini göstererek işte bu yüzden aptal kız, dedi. Sana gönlümdeki bahçeden çiçek getirmiştim ama sen ne yaptın, bir kere susmadın karşımda. Ne vardı dinleseydin beni, ben senle konuşmadan konuşacaktım. Bu papatyaları da dua ettiğini duyduğum için vermek istedim. Seni sevdiğimi mi sandın? Belki severdim bu kadar konuşmasan. Konuşunca farklı bir insan oluyorsun, diyerek çeşmeden yukarı mahrur adımlarla uzaklaştı.
Bedia ellerini yüzünde caminin alt sokağındaki samanlığa doğru koştu. Allah'tan kimse görmedi perişan halini. Zavallıcık kendini utandırmıştı yine çenesiyle. Saçlarının örgülerini bir hışımla bozdu. Bir tane papatyanın ellerinde kaldığın görünce tekrar ağlamaya başladı. Keşke hayat onu bir severken iki bırakmasaydı. Mevlüt onun hayaliydi. Bedia 12 Mevlüt'se 14 yaşındaydı. Henüz evlilik bir oyun ve hayal arasında sıkışmış bir kurtuluştan başka ne olabilirdi ki bunlara? Bedia'nın babası sinirlenince arada bir kız seni verem gidesin, diyordu. Zavallıcığın aklına hemen Mevlüt gelir, peki o ne olacaktı diye düşünür dururdu. Mevlüt'se kendi halinde işinde gücünde bir delikanlı sayılırdı. Babasından istese vermez miydi, bu yaşta bile olsa verirdi ellam! Ama Bedia sevinince konuşur, üzülünce konuşur, boşken konuşur, doluyken konuşurdu. Yedibela Rasim'den kızı istense beş metre urganda yanında verirdi ağzını dikecem diyene. Bedia'nın kötülüğünden değildi bunlar, heyecanlı kişiliğinin yol açtığı garip hallerdi sadece . Kasabalı güler geçerdi ama hayatın içinde yinede bir gerçeği elbette vardı bunun.
Mevlüt Bedia'dan ümit etmese ne deye atacaktı başından çiçekleri? Hele kır papatyalarını kucağında bırakıp da gitmek sevda alameti değil miydi? Ama gidiş o gidişti ki yüzü yer aşağı bakıyor, ne bir Allahaısmarladık diyordu ne de hiç oraya gelmiş biri gibi duygularını üstünde taşımıyordu.
Bedia samanlıkta sızlanırken Emine onu görüp yanına geldi. Aman kız bu ne hal, diye ciyaklar porsumuş Bedia'ya. O da elinde kalan kır papatyalarını göstererek Mevlüt der, tekrar ağlar. Emine elini ağzına götürür ama Bedia onu beğendiğini anlatır ve içine vere vere hıçkırır. Emine kendinden emin bir şekilde, bak bacım sen biraz tez canlısın konuşur edersin ama Mevlüt seni sevecekse tüm kusurlarınla sevsin kendini harap etme! Hoca Ahmet Çeşmesinin önünde görenler olmuş sizi. Boşver eşkere kızsın bağırsın, o kaybeder sen değil. Severse essahtan gelir ister babandan, ağlama.
Bedia biraz sakinleşti ve dilimden sebep elimde bir bu papatyaların kaldı, dedi.
Beyzanur BİLYAY

.jpeg)
Yorumlar
Yorum Gönder