Cumhuriyet Dönemi'nden kadının genel durumuna baktığımızda Romalı kadınların, erkeklerle eşit haklara sahip olmadığını görürüz. Evlenmemiş bir kadın babasının, erkek kardeşinin ya da en yakın erkek akrabasının hakimiyeti altında iken evli kadın ise kocasının hakimiyetindedir. Bu durum kadının mal varlığı için de geçerliydi. Her ne kadar Hellen kadınlarından daha özgür bir yaşam şekilleri olsa da Romalı kadınlar, kamusal alanda görev alamaz, çocuklarına miras bırakamaz, dava açamazdı. Kadının konumu imparatorluk döneminde büyük ölçüde hukuksal bağımsızlık kazanmıştı.
Roma’da evlilik hususunda monogami hâkim olup geleneksel olarak kızların evlenme yaşı on ikiydi. Fakat önemli olan kadının evliliğe rızasıydı. Genellikle sol elin üçüncü parmağına bir nişan yüzüğü takılırdı. Romenler bu parmaktan kalbe direkt giden bir sinir olduğuna inanırdı. Kadınlar evlilik için köleler, elbiseler, mücevherler ve mobilyalar alırdı. Düğün gününün öncesi gece gelin mührünü, doğum madalyonunu babasına ve oyuncaklarını aile üyelerine verirdi. Düğün elbisesi uzun olurdu. Elbisenin beline Herkül’ün düğümü adındaki kuşak bağlanırdı. Yalnızca koca düğümü çözebilirdi. Gelin aynı zamanda bir çiçek taç ile peçe de takardı. Düğün töreni gelinin babasının evinde gerçekleşirdi. Misafirler törene tanıklık etmeleri için çağrılırlardı. Gelin merasim boyunca rızasını el ele tutuşarak gösterirdi. Aynı zamanda ilahi söylerdi. İlahiden sonra tanrı Jüpiter’e adak adanırdı. Bu genellikle pasta olurdu. Pasta Jüpiter’e rahip tarafından adanırdı, herkes tarafından yenirdi. Törenden sonra gelinin evinde bir akşam yemeği olurdu. Yemekten sonra geline kocasının evine kadar eşlik edilirdi. Tören alayı boyunca fındıklar atılırdı. Açık kapının önünde gelin bir kez daha rızasını gösterirdi. Damat gelinini eşikten içeri taşırdı. Gelin içeride bir evlilik meşalesi yakardı. Sonra meşale söndürülür ve misafirlerin arasına atılırdı.
Kocasının egemenliği altına giren kadının malı ve şahsı kocasına ait olurdu. Evliliğin bitmesi durumunda kadın malvarlığını istemeye yönelik talepte bulunabilirdi. Evli kadının kendi ailesine karşı olan hak ve yükümlülükleri sona ererdi.
Ataerkil yapıya dayanan ailede, kadın eski geleneklere sadık kalan erdemli eş ve anne olarak algılanıyordu. Evli Romalı kadın kocasının her konuda yardımcısı olmuş ve evin sorumluluğunu üstlenmiştir. Ev işlerinin yöneticisi kadındı. Ev halkının beslenmesi için gerekli olanları belirlemek, çocukların eğitimi ile uğraşarak, köleleri denetlemek, sürgüleri kontrol etmek vs. üstlendiği yükümlülüklerinden bazılarına örnektir. Geleneklere göre, kadının sadakat yükümlülüğü kocanın ölümünden sonra da devam etmeliydi; çünkü, Romalılar nezdinde tek bir erkeğin karısı olmak büyük bir onurdu. Bu nedenle de kocasının ölümünden sonra evlenen kadın için düğün töreni yapılmaz ve kadın mabede gidemezdi.
Roma hukukuna göre, kocasının egemenliği altına giren kadın, hak ve fiil ehliyetini kaybederdi. Ancak aile ve toplumsal yaşamda durum farklıydı. Kadın eve kapatılmış bir konumda değildi ve kocası ile birlikte eğlencelere, toplantılara, gösterilere katılabilirdi. Kadın ve erkeklerin bir arada bulunduğu yemekli toplantılara ev sahibesi olarak başkanlık edebilirlerdi. Kadın evde serbest olduğu gibi, sokakta da serbestti. Romalı bir kadın Hellen kadınlarının aksine açık alanlarda dolaşabilir, tiyatroya, arenaya gidebilirdi, istediği zaman sokağa çıkma hakkına sahip olan kadına, sokaktaki erkekler yol vermek zorundaydı ve hiç kimse ona dokunamazdı.
Roza Yalçın


Yorumlar
Yorum Gönder