Ölümün Tadını Kiraza Değiştirmek


“O ağaç iyi bir dönüm noktasıdır.” Bir ağacın kendisi insanı ölümden döndürebilir mi? Yoksa “bu kırık dal sesi” el mi verir yardım mı eder? Bir ağaç ya gel gitmene yardımcı olayım diye el uzatır ya da gitme, kal der gibi açar kucağını. Hangisini göreceksiniz?
 

Herkesin anlattığı gibi Bedi Bey’in arabasına binen üç kişi hakkında konuşmak istemiyorum. Nasılsa anlatılmış. Söyleyeceğim daha faydalı bir cümle yok o üçlü hakkında. Zaten o üç kişinin mahiyetiyle de pek ilgilenmiyorum. Girişinden gelişmesine henüz gelişmesini tamamlayamamış bir zihne oradan buradan selam çakmanın kime ne faydası var hem? Ben kirazı konuşacağım. Filmin adı niye Kirazın Tadı? Neden ya niçin? Dutun tadı olsa olmuyor muydu mesela. Adam dutun tadı için vazgeçmiş ya intihardan. İlla bir tat ismi verecektik madem o zaman neden Ölümün Tadı demedik. Maksat burada bir şeyin bize verdiği tat mı yoksa bir meyve özelinde mi ilerliyor hikaye? Yoksa aslında rastgele bir meyveye hiç olmadık anlamlar mı yüklemeye çalışıyoruz? Bakalım.

 

***

 

Filmin adı Ölümün Tadı olsa acaba daha mı acıklı olurdu? Ama yok ben acıklı bir şeylerin peşinde değilim ya da acıdan beslenen biri. Ölümün tadına denk tutulanın bir meyve olması şaşırtıcı geliyor sadece. “Her canlı ölümü tadacaktır”dan mı ilham alındı, bilmiyorum. İki varsayımım var filmin adı hakkında. Birisi Yunus Emre’nin şiirinden mülhem anlam fırtınası diğeri ise bir ayetten yola çıkılarak yapılan tasavvufi ve yerel bir anlayış. Bakalım hangisi daha mantıklı daha gönle yatkın gelecek ben de bilmiyorum. Yapmaya çalıştığımız zorlama bir yorumsa da affınıza sığınıyoruz.

 

Filmin adından yola çıkarak Arabistan Kirazı olarak bilinen bir kelime buldum: “Sidre”. Sidre’nin Türk Dil Kurumu sözlüğünde anlamı yoktur. Ancak İskender Pala, sidre hakkında şöyle bilgi vermiştir: “Lûgat anlamı “Arabistan kirazı” demektir. Kur’ân-ı Kerîm’de iki yerde geçer (Necm/14-16). Tefsirde bu ağacın “Arş’ın sağ yanında İlahî bir ağaç” olduğunu bildirir. Hadislere göre altıncı kat göktedir. Gökyüzüne yükselenler ancak buraya kadar çıkabilirlermiş. Nitekim Mi’rac gecesi Peygamberimiz de Cebraîl’i burada görmüştür. Sidre’nin yanında cennet vardır ve cennetin nehirleri onun altından akar. Sidre’de ötesi Allah’ın Zât âlemidir. Sidre beşer bilgisinin amellerin son hudûdur. Muttakiler ile şehitlerin ruhları burada mahşeri bekleyeceklerdir. Sidre’yi Tûbâ ile karıştıranlar da vardır. Sidre kelimesi daha çok “münteha” kelimesiyle birlikte kullanılır. “Sidretü’l-münteha ( son uçtaki kiraz ağacı), ulaşılabilecek en yüksek değer yer olduğu için divan şiirinde sevgilinin uzun boyunu anlatmakta kullanılır. Pâdişahın yüceliği, nâmı ve şairin şiiri için de birer temsil olabilir” (Pala 1995: 480).[1]Bu kelimenin Fars dilinde bir karşılığı yok gibi duruyor, varsa da ben bilmiyorum. Filmin orijinal yazılışında kiraz kelimesi گيلاس olarak geçiyor. Biz de düşündük ki Sevgili Abbas “Kirazın tadından da mı vazgeçiyorsun?” diye sorarken acaba yukarıda geçen cenneti kastediyor olabilir mi? Çünkü o cennete ulaşmanın bir yolu da onu hak etmek, kaçıp gitmemek. Bana öyle geliyor en azından.Sidre beşer bilgisinin amellerin son hudûdur, demiş. Beşer bilgisinin son hududundan vazgeçip intihara kalkışan Bedi’ye bir uyarı mı yapıyordu yönetmen? Sonuna kadar git durma mı demek istiyordu? Peki filmin sonunda ne oldu? …


İkinci varsayımım da şöyle: Yunus Emre’nin “Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü/ 



Bostan issi kakıyup, der ne yersin kozumu” dizesinden gelen bir aydınlanma. Bu dizede sayılan her bir meyvenin aslında bir anlamı varmış. Anlayamayanlar için sadeleştirirsek: Erik ağacına çıkıp üzüm yiyen birinin bahçenin sahibi tarafından “ne diye cevizimi yersin” azarına uğramasını anlatıyor bu dize. Ne ilgisiz değil mi? Ne alaka erik ağacına çıkıp da üzüm yemek. Bi’ de üstüne bahçe sahibi yiyen kişiye cevizimi yedin diye kızıyor. Demek istiyor ki “Ey erik ağacına çıkıp üzüm yemek isteyen ahmak! Sen bu halinle cevizi de yiyemezsin”. Oldukça ilginç. Burada erik şeriati, üzüm hakikati, cevizse dört manevi makamın karşılığıdır deniyor. Kiraz hangisine denk geliyor peki? Hiçbirine denk gelmiyor. Sadece meyveler üzerinden anlatılan bir vazgeçişin anlamını anlamaya çalışıyorum. Ama anlamak anlaşılanın mana derinliğini bozan bir şey mi?

 

***


“Kendimi bu hayattan kurtarmaya karar verdim. Niçin mi? Bu anlamana yardım etmeyecektir ve bunun hakkında seninle konuşamam, anlayamazsınız. Anlayamayacağınız için değil çünkü benim hissettiklerimi hissedemezsiniz. Duygularımı anlayıp paylaşabilirsiniz, bana merhamet gösterebilirsiniz ama acımı hissedebilir misiniz? Hayır.”

  

Bir yanı hep buruk insanlar var. Ne demek buruk? Sıradan bir incinme mi bu? Bu insanların Sezai Karakoç’un çiçeğinin solarken bile kendine yaslanması gibi bir dayanaksızlıkları var. Emin Gürdamur’un “bana evsizliğimi ev bütün evler onların olsun” dediği yer. İşte o yerde usul usul, çaktırmadan dolanan insanlar var. Birileri veya bir olay yüzünden değil. Birilerine veya birtakım olaylara anlam yüklemeyi bırakalı çok olmuş çünkü. Peki neden şiir dizesi yazı cümlesi gibi duran bu kamufle uçurum kenarında bir sağa bir sola gidip manzaranın eşi benzeri olmayan keskin havasında bir sıcaklık buluyorlar? Niçin bir anne kucağında avunamıyor bir babanın şefkatli elini yüzlerine süremiyorlar? Niçin konuşacak kimseleri yok? Hayır onlar konuşmak için birilerine ihtiyaç duymuyorlar. Sessizliğin hazzını “Tanrım istiyorum -ki- hayır, hiçbir şey istemiyorum. Âmin” (Friedrich Schleiermacher) duasında bulmuşlar. Peki onlardaki bu hal melankoli mi? Hayır bu da değil.

 

Kaybolmuş iki insan karşılaşınca ne olur? Kaybolmuş olmanın tanıdıklığını bilirler mi? Nasıl bilinmez hem her gün aynada gördükleri yüzlerinin bir kopyasını görünce tanımamak mümkün mü?

 

Bedi Bey’in Rumi’den bir dize ile veda edişine hürmet ediyorum. Kirazın Tadı’ndan vazgeçmiş olmasına üzülüyorum. O bize “Şimdi sessiz kalacak ve sessizliğin doğruyu yalandan ayırt etmesine izin vereceğim.”(Rûmî) diyerek gitti. Fakat ben kalmasını isterdim. Sesine ses verecek birinin varlığına denk gelmesini temenni ederdim.

 

Sevgiler…



[1]İNCİDAĞI, Aliye Serap, Mevlana’nın Mesnevisi’nde Yer Alan Bitki ve Meyvelerin Tasavvuf Dünyasındaki Sembolik Anlamları Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi, Mevlana Araştırmaları Enstitüsü, Mevlana ve Mevlevilik Araştırmaları Anabilim Dalı, Konya-2015

Yorumlar