Kanar çepelli dere oluk oluk... Ne de ağır bir küfürdür yatağı. Boyu da bir karış duvaklı ifrit, pek azimlidir gireni boğmaya. Tırnağını sokan kusar safra, dört damarı da birden tıkalı. Yeni adet geldi mi köye, dert yanılır hakir suya.
Kumu etle temas halinde. Ayağının değdiği kadar ahı... Dibi dupduru ilenç kimisine, verir safi bir “tü!!!” sesi... Ürpertir fena iliklerine dek. Yekül bir keşiftir dinçlerin yüreğine. Ovulur buzla berrak hareler, ıraktır bahçesine kurtlu elmaların.
Derenin şanı alır yürür. Uyuyan züppenin göğsünde tortu. Boğuk sesle kalaylar dizeleri, pek de azimlidir öfke saçmaya.
Ne Sade ne de Byron söver bu biçim, kuru ottur onlarınki ancak. Oysa yaş saçla durdun mu rüzgâra, bakır, tunç ve demirdendir derman.
-*-
Buz gibi su hasta eder çıplak titizi. Her bir damla ciğerinde tortulaşmış kireç. Bir çırpınış ki “nefes” diye, nemdir solunan. Parmaklar başlar yavaş yavaş morarmaya.
Sudan toprağa geçer dalalet, hiçbir yetisi yoktur aklın. Istırabı olmadan tadılmaz lezzeti ki tembihlemişti zamanında Byron.
İmha etmeli mevcudiyetini, çakılsız kalsın engin çöl. Kim ki hazzının eridir, vermeli onu Sade’a.
-*-
Dere dilemez bir damla bile gözyaşı dökmeni. Heybetli bir büst diker, Byron’a nasip olur garabet. Yutarken lokmayı evrilir yavaş yavaş. Yanlışa da doğruya da el sürer Sade gibi. Toprak insanın hakkı, kavrulur durur utanç içinde. Bazıları derede bulur sükuneti, evrilir en sonunda balığa. Sözünün eri olansa, dalar dibe soluksuz da, avlar balığı misinası. Sonunda tutar sözünü.
İnsan namına bir balık… balık namına bir sürü çakıl.
-*-
Tan yerinde dere daha da soğuk. Son kez mırıldanır uykudan önce… Mademki parmaklar simsiyah kangren, sarıp sarmalayıp kesip atmalı.


Yorumlar
Yorum Gönder