Dünyayı güzellik kurtaracak, (1)
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey. (2)
Zülfü Livaneli (ADA)
(1.Dostoyevksi – 2.Sait Faik Abasıyanık)
Elmas Teyze seksen yedi yaşındaydı ama öyle dinç öyle sağlıklıydı ki! İlk gördüğümde altmış yaşlarında sanmış, kızlarının beni yanına bakıcı olarak tutmalarına şaşırmıştım. Kendi işini kendi görebilir diye düşünmüştüm ki öyleydi de. Daha çok yalnız kalmasın ve bir can yoldaşı olsun diye yanında sürekli duracak birini aramışlardı. Ne şanslıyım ki beni buldular. Birkaç ufak rahatsızlığı dışında bir şeyi yoktu. İlaçlarını zamanında verip karnını da doyurunca işim tamamdı. Sonrası çay kahve içerek yanına yaptığım kek, kurabiyeden tatlı sohbetiyle neşeye de doyardık. Sadece biraz yorgundu. O kadar çok çalışmış ki yılların yorgunluğunu bir türlü atamıyordu. Çalışmanın yanı sıra evlenmiş ve üç kız çocuğu olmuştu. Kocası genç yaşta ölmüştü bu sebepten kızlarını kendi başına büyütmüş en iyi okullarda okutmuştu. Mesleği iyiymiş tabii, ülkenin ilk üniversite mezunu kadınlarından hatta ilk kadın avukatlarındandı. Adliyede yıllarca boşanma ve kadın sorunları üzerine davalarda sahipsiz kadınlara atanan avukat olarak görevini layığıyla yapmış, işinde yetişemedikleri kadınlara da dışarda yetişemeye çalışarak ömrünü bunlara adamıştı. Kadın sığınma evleri ve kadın koruma derneklerinde çalışarak ömürleri yitip giden birçok kadını hayata yeniden döndürmüştü.
Elmas Teyze bir gün sohbet ederken, karanlık bir kuyu gibi derinlerinde sakladığı, onu o yapan ancak en zorlu geçen zamanlarına ait bir anısını anlattı. Hep yüzeysel anlatır geçerdi ama bu sefer hissettiği bütün duyguları o anı yaşar gibi anlattığından etkisinden haftalarca kurtulamamıştım. Bu sayede daha da yakınlaştığımızı hissediyorum, belki de o bu sebepten öyle anlattı bana bu olayı; “Adliyeye atandığım üçüncü ayda bir kadına şiddet olayı geldi. Ben tabii ki kadını savunacağım. Kadın şikayetçi değil boşanmak da istemiyor ama öyle bir dövmüş ki kocası onu devlet mahkeme açmış. Ben de kadını korumak hakkını aramak kocası olacak o adama cezasını çektirebilmek için ikna etmeye çalışıyorum. Korkuyor; sokakta kalmaktan, düşmekten… Kadın, adı Ayşe… Ah Ayşe’m… Görsen körpecik, yirmi yaşında var yok. Kimsesiz. Köyde büyümüş okuma yazması yok. Ailesi o küçük yaştayken ölünce akrabaları da başından atmak için yaşça büyük şehirde oturan bu adama vermişler kızı. Üç aydır hastanedeymiş, bir ayağı topal kalmış, gözünün biri görmez olmuş. Yüzüne bakmaya kıyamayacağın kadar güzel kıza şimdi bakmaya çekinir olmuş insan. Bir insan bir insana bunu yapmaz. Sonunda ikna ettim hem şikayetçi olmaya hem boşanmaya. Kocası olacak o adam beni de tehdit etti. Tanıdıkları varmış sürdürürmüş beni, canıma da kast edermiş. Ayşe’yi geri istiyormuş ‘Ölürüm de vermem.’ dedim. Vermedim. Bir süre korktum ama bunu kimseye sezdirmedim başım hep dik gezdim. Bir süre polis refakatinde gezsem de bir hayatı kurtarmaya değerdi. Tehditleri için de ayrıca dava açtım hepsi için kısa süre yatıp çıktı, tanıdıkları o kadar işe yarabildi. Tek celsede boşadım onları, bir de tazminat aldım. Ayşe biraz rahat etsin ve artık korkmasın diye. O adam da hiçbir şey de yapamadı. İlk o zaman tanıştım kadın sığınma evleriyle, ilk Ayşe’yi oraya yerleştirdim, sonrası onlar, yüzler… Korunmaya muhtaç bu kadar kadın varken onları görmemek duymamak olmaz. Gücümün yettiğince yardım ettim ve son nefesime kadar da edeceğim. Gerekirse yine savaşacağım.” Son sözcükleri söylerken hiddetlendi, çıkarabileceği en yüksek seste haykırıyordu. Bütün ömrünün öfkesi bir anda çıkıp gitmişti sanki. Anlattıkça rahatlamış ışıl ışıl olmuştu. Yine sevgi dolu bakışları yerine geldi. İnsanları ve yaşamayı seviyordu. Kötü olan her şeyle savaşması yaşamın hep güzelliklerle dolu olması gerektiğine inanmasındandı.
Benim kaderime dokunmak için de karşıma
çıkan en büyük şans Elmas Teyze’ymiş meğerse. Kırk beş yaşındaydım. Kırk beş
koca sene mutsuzluğun gökyüzüne bakmıştım. Gözyaşlarım sel, çığlıklarım rüzgar
olmuştu ömrüme. Babamın evinden kaçtığım dayak, beni kocamın evinde de
bulmuştu. Görmeden evlendirdiler beni, ne olacaktı ki! İki erkek çocuk verdim o
kansıza ama nafile. Çocuklar, ev işleri, yemek, dayak derken günler gelip
geçti. Çocuklar büyüdü lise bitirince hemen işe girip evlendiler. Baba zulmüne
daha fazla dayanamayıp kaçtılar. Nihayet ben de kocamın dayak ve hakaretlerine
dayanamayıp büyük oğlumun evine gittim. Kendimi sığıntı gibi hissettiğim iki
senenin sonunda iş aramaya başladım sonra baktım yatılı işler de var. Hiç
çalışmamıştım o zamana kadar. Kimseye yük olmadan kendi ayaklarımın üzerinde
durmak istedim. İşte böyle karşılaştık Elmas Teyze’yle… Elmas gibi kalbinin
parlaklığı yüzüne yansımış mutlu bir çocuk gibi ışıl ışıldı gözleri. Bu ışıltı
dokunduğu hayatlar kurtardığı kadınların huzurunun vicdanına yansımasıydı.
O gün kendini çok iyi hissetmediğini
söyledi. Kızlarını çağırmamı istedi. Telaşla çağırdım. Aslında her zaman ki
gibiydi. Sadece biraz sessiz ve düşünceliydi. Uzanamadığı kötülükleri içine
dert ederdi bazen, öyle bir duyguda boğuldu sandım. Akşam oldu kızları
işlerinden çıkıp geldi. Biri doktor, biri mimar, biri de kendi gibi avukattı.
Meslekleri gibi huyları da güzeldi, halimi hatırımı hep sorarlar, özel günlerde
bana hediyeler alılardı. İnsan kıymeti bilirlerdi, kim yetiştirmiş! Bu
mesleklere sahip olan bu genç kadınlara hep imrenerek bakardım. Beni de
okutsaydı babam dövmek yerine ben de öğretmen olurdum. Çocukları da çok
severdim. Olsun şimdi de Elmas Teyze var ruhu çocuk kalbi çocuk bir pırlanta… Güzel
bir sofra hazırladım Elmas Teyze’nin isteği üzerine, yemeye koyulduk hepimiz
ama kendi pek bir şey yemedi. İştahı nereye gitmişti ki şimdi. Bir hüzün vardı
boğazına takılan anlam veremediğim ama bir anlatabilse… Yemekler yendi
kahvelerini yaptım. Boğazına takılan hüznü bir çırpıda temizledi ve ince sesini
kuşanmış o kibarlığıyla konuşmaya başladı; “Dünya da ancak şanslı ve şanssız
insanlar birbirlerine yarım ederse denge kurulabilir. Kaderine terkedilen
yüzlerce kadın şimdi birilerinin hayatlarına incecik de olsa dokunmasıyla umut
yüklenip yeniden yaşama dört elle sarıldı. Dünyanın bu çarpık dengesini
düzeltmek insanlığın elinde. Kim ister dövülmeyi, erken yaşta evlendirilmeyi, hatta
okumamayı, kendi ayakları üstünde durmamayı, güçsüzlüğü kim ister. Kızlarım
sizden son isteğim elinizin ulaşabildiği yardıma muhtaç tüm kadınlara ve
çocuklara yardım etmeniz. Pembe seni de çok sevdim ve kızım gibi görüyorum.
Benim fazla vaktim kalmadı. Son görevim Pembe’ye yardım etmek olsun istiyorum. Sen bu hayat yolunda çok düşmüş çok yaralanmış
ancak pes etmemişsin. Kızlarımın meslekleri var ve kendi hayatlarını çoktan
kurtardılar. O yüzden bu evin senin olmasını ayrıca bankada biriken mal
varlığıma ortak olmanı istiyorum. Bundan sonra kadere sen meydan oku ve sen de
başka kadınların şansı ol. Kaderi ve dünyayı güzellik yenecek. Tüm insanlık
elbet bir gün süregelen bu düzensizliği ve dengesizliği sevgi terazisinde
güzellikle tartacak ve adalet bulacaktır.” Sözleri son bulduğunda bir süre
sessizlikten oldu. “Kabul edemem.” Diyerek sessizliği bozsam da hepsi çok ısrar
etti ve inandım dünyada iyi insanlar hala var olduğuna. Bende onlardan biri
olacağım benim gibi daha baştan hayata yenişmiş kim olursa yardım elimi
uzatacağım ve bana uzanan elleri sımsıkı tutacağım.
O gece öyle derin ve güzel bir uyku çekti
ki Elmas Teyze son görevini yapmış huzura ermişti adeta. Sabah uyandı güler
yüzü ve neşesi yine yerli yerinde duruyordu. “Artık gidebilirim ışık göründü
bana ama senin güzel yüzünde pembe” dedi. Yüzüm kaygılarımın azalışından olsa
gerek ışıl ışıldı. Gülüştük bu şakasına. Şaka olmasını isterdim. Hep olsun
dünya da daha kurtarılacak çok insan var diye. Elmas Teyze kime dokunsa ışıl
ışıl parlatmadan rahat edemezdi. Güzel bir kahvaltı sonrasında uyumak istedi.
Pek yaptığı bir şey değildi ama yorgundu diye düşündüm. Düşünmekten yorgundu
belki de hayatları parlatmaktan. En son benimkini… Hayatım bir anda ışıl ışıl
olmuşken bu tatlı şekerleme onun son uykusu oldu. Yüzünde bir gülümsemeyle veda
etti hayata. Hayatındaki en son sıkıntıyı yenerek bir başka sorunu beklemeden
tam vaktinde göçüp gitti. Şimdi diğer dünyayı parlatacaktı. Ne zaman elmas gibi
parlayan bir yıldız görsem biliyorum o bana göz kırpıyor ben de Elmas Teyze’ye
el sallıyorum. “Sen hiç merak etme vasiyetini yerine getiriyorum. Karşılaştığım
muhtaç hiçbir kadını bırakmadan mutlulukları için var gücümle savaşıyorum. Ben
bu savaşı senden öğrendim. Elmas gibi sert olup direndin ama bir o kadar ışıltılı
olup parlattın dokunduğun hayatı, senden daha değerlisi olamaz.” diye içimden
geçenler yüzümde ince bir gülümseme gözümde bir damla yaş oluyor. “Keşke herkes…”
diyorum, susuyorum.


Yorumlar
Yorum Gönder