Guguk Kuşu

Gördüğüm rüyaların çoğu için ''keşke gerçek olsaydı'' bazen de yaşadığım olaylar için ''keşke kabustan ibaret olsaydı'' diyordum. O geceye kadar. Söz konusu geceden sonra gerçeklik algımı yitirmiştim. Başımdan geçenlerin ne olduğuna karar veremedim. Rüya mı yoksa gerçek mi? Tamamiyle kararsızdım.

Neredeyim bilmiyorum. Bir ev, eski. O ev kimindi? Hangi şehirde veya hangi ülkedeydi? Hiçbir fikrim yoktu. Doksanlardan kalma mobilyalar, annemin hiçbir zaman kullanmadığı ve tarihi eser gibi sergilediği tabak ve bardaklarla dolu o vitrinlerden biri vardı. Babaannemin evinde de duyduğum eski ve huzur dolu kokuyu ciğerlerime kadar çektim. Benden bu kokuyu tarif etmemi istemeyin. Yapamam. Parfümü olsa kullanırdım, oda spreyi olsa evimin her köşesine sıkardım. Ne yazık ki parfümü yapılacak kokulardan değildi.

L koltuğun köşesine kaçmak istercesine oturmuştum. Bu kadar huzur fazlaymış gibi...


Yanımda oturan, kim olduğunu çıkaramadığım, sürekli konuşan adamı dinlemiyordum bile. Tek derdim nerede olduğumu çözmekti. Çok tanıdık geliyordu, bir o kadar da yabancı.

Duvara asılı guguk kuşu saatini izlemeye koyuldum. Aynısından amcamın evinde de vardı. Babama çok ısrar etmiştim bizim eve de aynısından alması için fakat almamıştı. Sonra kendime bir söz verdim. büyüyüp kendi paramı kazanmaya başladığım zaman bir guguk kuşu saati alacaktım. Zaman hızla geçti. Ben hala o saatlerden birine sahip değilim.

Gözümü tam karşımdaki karanlık koridora açılan kapıya diktim. Sanki çözemediğim, beni hipnoz eden bir şeyler vardı kapının öbür ucunda. Odanın içinde sıkışıp kalmış gibi hissediyordum ve diğer tarafta çok farklı bir dünya vardı.

Tüm bunları düşünürken küçük bir çocuk koridordan geçip gitti. Çok şaşırmıştım. Kendime ''burada çocuğun ne işi var?'' diye sordum. Yanımda oturan adama baktım. O da susmuştu. Her şeyi bildiğini fark ettim. Nerede olduğumuzu, benim neden burada bulunduğumu ve başıma gelecekleri biliyordu. Bundan dolayı konuşmuyordu. Tekrar gözlerimi kapıya çevirdiğimde de pervazın öbür tarafında durduğunu gördüm. Karşımdaki çocuğu tanıyordum, bendim. Bir buçuk yaşındaki saf, masum o kız çocuğu. Gülümsüyordu, galaksideki tüm yıldızlar gözlerinin içindeydi. Beni gördüğüne mutlu olmuş gibi bir hali vardı. Benimse içimde tarif edemediğim bir şeyler taşmak üzereydi. Ne hissettiğimi bilmiyordum. Daha doğrusu tüm duygular birbirine karışmıştı. Yerimden kalkıp karşımdaki ben'e doğru yürüdüm.

''Dikkat et!'' konuşan, benimle aynı odada sıkışıp kalmış adamdı.

''Sakın öbür tarafa geçme! Senin için orası bir kapıdan ibaret olabilir fakat o koridor bambaşka bir boyuta açılıyor. Sen kaldıramazsın. Aynı şekilde de şu kız çocuğu...'' parmağıyla küçük beni işaret ederek konuşmasına devam etti,

''...onu da zorla bu tarafa çekme. Davet et. Eğer gelmezse sakın zorlama!''

Kapının önünde diz çöküp birkaç saniye boyunca birbirimizi izledik. Elimi uzattım ve onu odaya davet ettim. Gelmesini o kadar çok istiyordum ki, her şeyimi feda ederdim. Sonra kollarını açtı, boynuma sarıldı. Küçücük kollarında kocaman bir dünya vardı ve beni kendi dünyasında korumaya almıştı. Her şeyi unuttum o an, duygularım en sonunda taşmıştı. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Özlem, mutluluk, korku. Hepisni bir arada yaşıyordum. Onu çok özlemiştim ve şu an benimle olduğu için mutluydum fakat korku, bu iki duyguyla savaş halindeydi.


Her şeyin rüya olmasından korkuyordum. Biliyordum ki uykudan uyanırsam onu yeniden kaybedecek ve bir daha bulamayacaktım. Her şey çok güzeldi. Rüya gibiydi ama hissettiğim duyguların hepsi gerçekti. Yaşadıklarımı anlatmaya dünyadaki hiçbir kelime yetmezdi.

Benden ayrıldı, yanında getirdiği motorunu gösterdi. Bu motoru bana babam almıştı. Çok severdim ve hiç kimseyle paylaşmazdım. Motora bindi ve odanın içinde birkaç tur attıktan sonra yanıma gelip kucağıma oturdu. Anne şefkatiyle yanağımı okşarken uyuya kaldı. Bense bebek şampuanı kokan saçlarını kokladım. Aklıma kazınsın, hiç unutmayayım diye içimdeki sandıklardan birine kilitledim. Sırtımı duvara yaslayıp bir süre dudaklarındaki masum gülümsemeyi izledim. Belki rüyasında kendini bulutların üzerinde görüyor, uçurtma uçuruyordu. Çok iyi biliyordum çünkü çocukken hep aynı rüyayı görürdüm. Kimse alıp götüremesin diye kendime daha da sıkı sarıldım. Uykum gelmişti, gözlerim ağır ağır kapanıyordu. Ben de rüya görürüm de ikimiz beraber uçurtma uçururuz diye hiç düşünmeden kendimi uykuya teslim ettim. Dünyanın en huzurlu yerinde olmamın mutluluğunu yaşıyordum.

Melek Rada

Yorumlar