Anıl Cihan’ın Daha Önce Ölmüş müydük? Adını taşıyan şiir kitabıyla beraberim birkaç gündür. Birkaç gündür diyorum ki şiir benim için anlık okunup tüketilen bir form değil. Aksine defalarca okunan, okundukça yorumlanan, yorumlandıkça anlam kazanan; kimi zaman kabulleniş, kimi zaman da için için tartışılan bir okuma yapılmalı diye düşünüyorum. Kitabın ilk şiiri “her şey çözüldü mü yoksa bu beklentilerin şimdiye dek hissetmediğimiz heyecanı mı” adını taşıyor. Aslında bu adlandırma Anıl Cihan şiirinin seyrini de gösteren bir giriş niteliğinde.
Kitapta yer alan ilk şiirden son şiire kadar tematik bir
bütünlük hissediliyor. Yani Anıl Cihan farklı zamanlarda farklı şekillerde
yazılmış şiirlerini alelade bir dosyada toplamamış. Kitap olması için
tasarlanmış bir şiirler bütünü izlenimi hemen her dizede hissediliyor. Kitabın
bütününe modern Türkiye hâkim. Bir Türkiye ruhu, bir Türkiye imgesi bir noktada
deneysel bir formda dizelere işlenmiş. Yalnız kitabın ortalarına doğru hafif
bir kırılma, birazcık yumuşama hissediliyor şiirlerde.
Anıl Cihan’ın bu şiir kitabı hem poetik bir duruşa sahip hem
de toplumsal söylemi olan protest bir yapıya sahip. Bu bağlamda bakıldığında kitapta
yer alan şiirlerde iki ana damar birbiri içinde harmanlanmış bir şekilde vücut
bulur. Bunlar poetik söylem ve toplumsal söylem.
Yazının başında bu şiirlerin iki yönlü bir okuması
olduğundan bahsetmiştim hem poetik bir söylemle şiirin lirik formadan yepyeni
bir forma evrildiği belirtiliyor hem de toplumsal bir söylem içeriyor diye. Verilen
bu örnekler tam anlamıyla toplumsal/politik bir söylemin de kapılarını
aralıyor. Şöyle ki Anıl Cihan şiirlerinde artık aştan, sevgiden, mutluluktan
söz etmenin anlamsız olduğunu modern Türkiye gerçekleriyle dile getiriyor. Yani
bu yaşam şartlarında insanların mutluluğu, aşkı, sevgiyi düşünecek hali yok!
Kitapta yer alan şiirleri okurken her sayfa çevirişimde
sanki televizyon kanalları arasında geziyormuş gibi hissettim. Bunun sebebi de
şiirlerde gündemin yaşıyor ve yaşatılıyor olması. Anıl Cihan’ın Türkiye ve
dünya gündemini yakından takip ettiği gayet açık. Bunu şiire aktarması da
şiirinin protest yapısını güçlendiriyor. Evet, şiirlerde keskin bir atmosfer
var politik anlamda yalnız bu atmosfer çizilirken şiirden ödün verilmemiş. Bu ise
bazı deneysel denemelerle, postmodernist açılımlarla desteklenmiş. Kimi zaman
klavye dili şiire girmiş, kimi zaman ofis dili. Genelde ise yapısal denemeler
denenmiş.
Tüm bunlara ek olarak şiirlerin temelinde iki imge ara ara kendini gösteriyor. Bunlardan ilki ölüm. Aslında ölüm biyolojik anlamdan çok tinsel bir yapıda yer alıyor. Anıl Cihan bir noktada ölümü oyunsallaştırıp ölümle oynuyor. Bir yerde kendi kendini ölü ele geçiren şair, başka bir yerde ölümün yorumlanabilirliğini tartışmaya açıyor. Bu ölüm imgesini de insanın değersizleştirildiği gibi ölümün de değersizleştirilmesine bir vurgu olarak gördüm. Dikkat çeken bir diğer imge ise mağara. Anıl Cihan yer yer mağaradan, mağarada olma halinden, mağaradan çıkma durumundan bahseder.
Şiirlerdeki sosyal, siyasi, ekonomik, medyatik ve bunun gibi
birçok gündeme dair izlere özellikle değinmedim. Yoksa buraya şiirlerde yer
alan Afrika’nın sömürülmesini, gündemin hangi takımın hangi takıma kaç gol
attığı, kimin kaç paraya transfer olduğu, kim ne giymiş, kim kime ne demiş safsatalarıyla
meşgul edildiği, Filistin ve diğer Ortadoğu ülkelerinde yaşananları ve sessiz
kalışları, öldürülen kadınları, etek boylarının tartışılmaları, sosyal medya
çılgınlıklarını, doların yükselişini, siyasi partilerin durumlarını, eden giden
laikliği de yazabilirim. Hem de sayfalarca yazabilirim çünkü Anıl Cihan şiiriyle
eleştiriyor ve bir nevi meydan okuyor.
Bu gerçeklerin gölgesinde kalanlara değinmek istedim hepsi
bu.
Yorumlar
Yorum Gönder