Bana Yalan Söylediler...

Yeni bir güne uyanırken, güne ufak bir gülümsemeyle selam veriyorum. Bu sabah sanki diğer hiçbir sabaha benzemiyor. Aynada yıkadığım yüzümden akan su damlalarına bakıyorum, dudaklarıma sızarken alışılmış tuzlu bir tat duymayı bekliyor dilim. Duymuyorum. Sadece su. Gözlerime bakıyorum, en son ne zaman kendi gözlerimin içine baktığımı düşünüyorum. En son kendimi ne zaman dinlediğimi hatırlamıyorum. Bunu düşünürken yine kendimi dinlemeyi unutarak üzerime ne giyeceğimi düşünmeye koyuluyorum. Benim için çok önemli bir gün; çok özlediğim en yakın arkadaşım Ayça’yla buluşacağım. Gece mesaj atmış “Yarın mutlaka buluşalım.” diye. Heyecandan uyuyamadım. Çünkü uzun zamandır yeniden buluşacağımız bugünü hayal ediyorum. Ona her şeyi, bütün mutluluğumu anlatmalıyım. Bahara uygun ince çiçekli elbisemi giyeceğim bir de hafif bir makyaj, güzel görsün beni arkadaşım. Çalan şarkıya dalıp öylece oturuyorum.

Bana yalan söylediler
Bana yalan söylediler
Kaderden bahsetmediler

“Kader neydi? Kaderim, alın yazım neydi? Yaşamadan öğrenmenin de bir yolu olsaydı keşke, öyle yoruluyorum ki bazen yaşamaktan.” diye düşünürken derin bir nefesle kalkıyorum ve hızlıca hazırlanıp çıkıyorum. Yolda içimi kaplayan bir sevinçle, özlemimin elini tutuyorum. Yüzüme işleyen ince bir gülümsemeyle çabucak yürüyüp buluşacağım kafeye gidiyorum. Orada her zamanki gibi bütün güzelliğiyle uzun siyah ve gür saçlarıyla oturuyor. Böyle günlerde o da çiçekli ya da açık renkli kıyafetler giymesine rağmen düz siyah bir elbise giymiş, makyajına özenmemişti. Bu haline şaşırdığımı saklayarak gülümsememi bozmadan kollarımı açarak yanına gittim. Yüzünü kocaman bir çarşafı zorla ipe asarcasına asıp kalktı ve sarılır gibi yaptı. Daha fazla içimde tutamadım, otururken “Ne oluyor Ayça?” sözleri dilimden dökülüverdi. Alaycı bir şekilde gülerek “Ne olur yapma Deniz, ne olur?” dedi, sargılı bileğini tutarak. Anlayamıyordum. Bir şeyler kaçırmıştım ama… “Ne kaçırdım?” dedim. “Aklını.” dedi hiç düşünmeden. Durgun bir suya yansıyan manzaranın kalbindeydim ki bu sözüyle aniden balık kıpırtısıyla oluşan su kırılmasıyla bozulan manzara sakinliği gibi ince bir kalp kırılmasıyla bozulan bir suya dönüştüm. Kalbim kırılıyor, hatta ufalanıyordu. Ancak bu ufalanma öyle tanıdık geldi ki hafızamda bir yerlerde benzer acıları yaşadığım bir anı yakalamaya çalıştım, ama yakalayamadım. Havada uçuyor sanki aklımdaki bütün düşünceler hiçbiri yerli yerinde değil. Hafif bir baş dönmesi eşlik ediyor bu halime. Su istiyorum garsondan, o da kötü kötü bakarak getiriyor suyumu. Bir dikişte bütün şişeyi bitiyorum.


Ayça “Sakin ol ve beni iyi dinle Deniz. Buna bir son vermelisin artık.” cümlesini henüz bitirmemişken Yiğit geldi. Hemen ayağa kalktım ve uzandım, uzun bir sarılmanın ardından sıcak bir öpücükle karşılamak istedim, her zaman ki gibi. Ancak uzandığım an çekildi ve karşıma Ayça’nın yanına oturdu. İkisi de sinirli bir şekilde bana bakıyordu bense anlamaya çalışıyordum bu hallerini. Oysa özlem ve sevgiden başka bir şey olamamalıydı bugün masamızda. Bir süre sustuk ama ben dayanamayıp bu sessizliği bozdum. “Neler oluyor? Anlatın artık? Ayça hiç mi özlemedin beni? Yiğit, canım ne oldu sana böyle? Bak bu buz gibi halini hiç sevmedim.” Önce ikisi de birbirine şaşkınlıkla baktılar, sonra Yiğit önce sakin başladığı konuşmasıyla “Bana canım deme, kaç ay oldu kurtulamadım senden. Beni arama dedikçe arıyorsun, iş yerime geliyorsun. En son dün çok acil diyerek buraya getirttin hepimizi, kız arkadaşımla gelince beni aldattın diye ortalığı yıktın. Biz ayrıldık, artık kabullen. Bak Ayça’nın kolu seni tutacağım diye bu hale geldi. Benim hayatımı da yine mahvettin. Yine… Yeter artık. Kendine gel!” diye bağırarak bitirdi. Şaşkınlığımı susarak dizginliyorum. Suçlarımı kabullenircesine bir burukluk yerleşti yüzüme. Ağlasam da gözyaşlarıyla birlikte eriyip gitsem. Bitsem. Ben nasıl bu hale geldim ki! Çok sevmekten mi? Evet evet, başka ne olabilir ki! Hayalimde büyüttüğüm bir mutlulukla, gerçekte yaşadığım mutsuzluk arasında hayalleri seçmek suç mu? Düşüncelere dalmışken Ayça beni yeni bir hayale sürüklenmekten kurtaran sözlerine başladı; “Aylardır her gün şuraya gelip sana artık Yiğit’i bırakıp hayatına devam etmeni söylemekten bıktım. Seni üzmek istemem ama beni en son aylar önce ayrıldığınız zaman görmedin. Dün gördün. Sen o ayrılıkta takılı kaldın. İzin ver sana yardım edeyim.” Sustum ve başımı salladım.

Zaman geçti, mevsimler geçti. Başladığım ilaçlar yüzünden sanırım her şeyi unuttum. Kimse yok hatırladığım. Bazen aynada yüzüme bakınca o güne gidiyorum. Kendimi dinlemediğim zamana, en çok hata orada. Sonrası derin bir boşluk ve yalandan yaşadığım bir hayat… Artık kendimi dinliyorum ve bu yalnızlık içinde yaşayamayacağımı biliyorum. Veda ederken hayata bütün ilaçlarımla, kaderin hayat gibi devam ettiğini de biliyorum. "Bu şarkı da kaderin bir parçası mı?” diye söylenen iç sesime derinlerimde çalan şarkı eşlik ediyor;

Varsın böyle geçsin ömrüm
Neşeyle dolsun bari her günüm
Hani benim sevdiklerim
Hani gönül verdiklerim
Hasret gider ben giderim…


Yorumlar