Örtüsüz rafların tozunu süpürmüş dışarıya, açmış pencereyi ki hafif de bir meltem essin. O köylerde çömlekler kümelenmiş üstüne sıyrıkların, dökülmüş uzun saçları çamurdan sineye. Birileri kırmış zamanında, birileri de sarmış. Kulak vermiş onların füg’üne ve dökmüş tüm işittiklerini notalara. Öylece duruyorlar piyanonun üstünde… elbet çıkar çalacak biri.
-*-
Şimdi çalan soruyor kim kırdı bu kalbi diye… Bitap çünkü füg, icrası kolay, sindirmesi zor… Ezmiş de kemikleri şiddetli yağmur, azmış da gutu, kalmış parmaklar sapasağlam. Yetişmiş hekimler ağrıların çağrısına, köylüler ise ilhamın, fısıldamışlar notaları, sirke benzemiş curcuna, suç işlemiş tuşlar.
Ezgisi ki maziden neler taşımış güne, ilk kez icra edercesine tamamen özgün. Bir zindanın rutubeti kanser etmiş ciğeri. Hem görkemli kubbeden de tiz, hem bir korsanın tahta bacağından da pes, adeta bir kanca takmış kıhıfa. Serilmiş engin topraklar huzuruna. Bir türkü tutturmuş ki dağların en tepesinden, zümrüt kırları biçmiş dümdüz. Yağmur yağarkenki saf görü gençlik katmış yaşlı kemiklere, merhem olmuş tüm ağrılara. Yine de kırık kalbi edememiş telafi.
-*-
Şakıyor duru duru, sanki ağaçlar aharlı? Bu ızdıraplı dönem, değil süslemeli. Bazı parmaklar kalamar, bazısının çay yaprağı. Vurursa çekiç tuşlara, kimisi kalem işi yüzük.
Bir gece davet, bir gece tecrit. Bir gece övünç, bir gece utanç.
Herkes yerini aldı, ağlayacak bu sahne.
-*-
Toprak dünden de mis, filizlenmiş ebediyete. Meltem bir esti mi biz de duyarız bu yöreleri. Her biri derlenmiş, her biri dört dörtlük batının mezurlarında. Çıkarken rezonansa çorak kalır tenor. Çok pes kaçar bas, bir garip tınlar bariton. Çok mekanik korrepetitör.
O’nu onun gibi kimse söyleyemez.
Ve bizi onun gibi kimse derleyemez.

Yorumlar
Yorum Gönder