Nihat Abi ve Bazı Önemsiz Şeyler

Gecenin bir yarısıydı. Elimde yarısı boşalmış bira şişesi ile Tepe’den eve doğru yürüyordum. Tepe bizim çocukların demlenmek için gittiği bir yerdi. Bakir bir yer. Öyle çok gelen giden olmazdı. Sadece bilenler giderdi. Yanında bilmem kaç metrelik bir elektrik direği vardı. Tepe’nin manzarası harikaydı. Tüm şehri görüyordun. Zaten olayı da oradaydı. Biraz yükseğe çıkınca insanoğlu kendini bir bok sanıyor.


Yokuş aşağı aheste yürüyordum. Tüm gün fabrika tozu yutmuştum. Bitkindim. Hava ise benim tam aksime... Ilık esiyor. Yazın ortası. Bizim sokağa yaklaştığımızda bir ses duydum. Boğuşma sesi gibi bir şey. Sokağın karşısındaki ağaçlıktan geliyordu. Sonra onları kesip çocuk parkı yapmışlardı. Aldırış etmek istemedim. Ama şeytan dürttü işte. Bok var sonuçta. Neyse kesildim ağaçlara doğru. Zifiri karanlık. Göz gözü görmüyor. Etrafta sadece cır cır böceklerinin sesleri.


“Kes lan!”


Nihat Abi! Bu sesi nerede duysam tanırdım. Herkes tanırdı. Çok farklı bir ses tonu vardı Bafralı Nihat Abinin. Az manita düşürmemişti bu sesle. Kıskanırdık. Nihat Abinin bu saatte burada ne işi vardı? Biraz daha yanaştım. Ses çıkarmamaya özen gösteriyordum. Nihat Abi duysa bir şey demezdi ama olayın ne olduğunu bilmiyordum henüz. Ağaçlık alanın ortasındaki metruk evde bir hareketlilik vardı.


“Sen kimin kardeşini seviyorsun oğlum!”


Tüylerim diken diken olmuştu. Çünkü konu belli ki Zeynep’ti. Nihat Abinin kardeşi. Yıllardır seviyordum kızı ama gık bile dememiştim daha. Öyle uzaktan iyi oluyordu. Erdinç dışında kimse bilmiyordu. Utanıyordum zaten kendimden de. Yakışmazdı bize mahallemizin kızına yan gözle bakmak. Yan değil normal bile bakamıyordum ya neyse. Hareketlilik arttı. Başka bir ses daha duydum.


“Yemin ederim abi ben sevmiyorum.”


 Erdinç’ti bu! Donmuştum. Nihat Abi Erdinç’i dövüyordu. Ne yapacağımı bilemedim. Erdinç benim en iyi arkadaşımdı. Bir şey yapmalıydım. O an düşüncelerim bunlardı. Yaklaşık birkaç dakika sürdü. Evin kapısına doğru yürüdüm. İçeri doğru süzüldüm. Nihat abiyi ve ağzında emzik yaptığı Samsun’u gördüm. Ardından Erdinç’i. Erdinç yirmi yaşında koca dev gibi çocuk küçülmüş küçücük kalmıştı Nihat Abinin karşısında. Başka çaresi yoktu. Onun yerinde olsam ben de küçülürdüm. Mazisi çoktu Nihat Abinin. Çok adam deşmişliği vardı. En azından bize öyle anlatırdı.


“Yalan mı söylüyor lan kız. Erdinç verdi kağıdı dedi. Şiir miir bilmem ne sikimse varmış içinde.”


“Abi valla benim değil o şiir.”


Şiir mi? Ne şiiri? Nihat Abi haklı olamazdı. Erdinç öyle şey yapmazdı. Benim Zeynep’i nasıl sevdiğimi biliyordu. Delikanlı adamdır Erdinç benim sevdiğim kıza yan gözle bakacak biri değildir.


Görüntüler karanlık yüzünden kesik kesikti ama sesler netti. Bir yumruk sesi duydum. Erdinç’in suratında patlamıştı. İrkildim. Ne yapacağımı bilmiyordum. Geri çekildim. Merdivenlerin arkasına geçtim.


“Kalk lan ayağı... Sana diyorum hıyar herif... Erdinç...” Birkaç saniye sessizlik.


“Siktir!” Nihat Abiden duyduğum son kelime buydu. Koşarak çıktı evden arkasına bakmadan kaçtı. Şaşkındım. Ne olduğunu anlamamıştım. İçeri girdim. Karanlığın içinde Erdinç’i arıyordum. Buldum. Yerde. Başını taşa vurmuştu. Elimi Erdinç’in başına doğru uzattım. Islaklık hissettim. “Siktir, siktir” dedim ve Nihat Abi ne yaptıysa aynısını yaptım. Kaçtım.
 

Kimseye hiçbir şey demedim. O gecenin sabahı Gülcan Teyze, Erdinç’in annesi kapıya geldi telaşla. Annem açmış. Erdinç dün gece eve gelmediği için bana nerede olup olmadığını biliyor muyum diye sormaya gelmiş kadıncağız. Biliyor olmama rağmen bilmiyorum dedim. Hiçbir şey söylemedim. Söyleyemezdim de zaten. Ne diyecektim? Gözümün önünde oğlunu öldürdüler korkudan sesimi bile çıkaramadım mı? Gülcan Teyze evden kocasına söylene söylene çıktı. Senin yüzünden oğlum evden kaçtı. Delirttin çocuğu.


Akşamına polis geldi kapıya. Sordu soruşturdu. Ağzımı açmadım. Nedenini bilmiyorum. Neyden korktum bilmiyorum. Çıktık sokağa, aramaya başladık Erdinç’i. Kendimi salak gibi hissediyordum. Gülcan Teyzeyi bütün arkadaşlarımızın evine tek tek götürdüm. Mahalleye döndüğümüzde konu komşu sokağa çıkmış Erdinç’i arıyor etrafa soruşturuyordu. Gece yarısı polis köpeği buldu Erdinç’i. Gülcan Teyze duyunca aklını kaçırdı. Yerlere attı kendini. Dondu kaldı öyle. Gözünden tek bir damla yaş dahi akmadı. Sadece bakıyordu. Herkes sokaktaydı. Polis metruk evin etrafını kapattı. Nihat Abiyi gördüm kalabalığın içinde. Yanına gittim.


“İyi çocuktu,” dedi. Gözlerinin içine bakarak tek kelime etmeden söylediğini sadece başımla onayladım. Sonra yanımdan ayrıldı. Bir süre takip ettim gözlerimle. Evlerinin avlusuna oturup sigara yaktı. Erdinç’i ceset torbasına koyarlarken omzuma bir el dokundu. Başımı çevirdim Zeynep!


“Başın sağ olsun, siz baya iyiydiniz Erdinç’le.”


“İyiydik,” diyebildim sadece.


“Biliyorum ben,” dedi. Anlamamıştım.


“Neyi?”


“Seni... Beni sevdiğini...”


Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Birçok farklı duyguyu aynı anda yaşıyordum.


“Erdinç verdi mektubunu... Şiirler çok güzeldi... Ben de seni...” Devamını dinlemedim.

Yorumlar