Hatıralar Yaşamak İçin


Hatıralar Yaşamak İçin

Güneşin yine, perde arasından sızıp gözümün içine kadar sokulduğu bir güne uyandım.
Ne kadar uykuya hasret olsam da, bünyem kalkmak için direniyordu.
Sersemliğimin geçmesi üzerine lavaboya yürüyüp elimi, yüzümü yıkadım. Yılların verdiği bir yorgunluktu bu üzerimdeki, odadan odaya giderken bile yoruluyordum. Altmış yılı devirmiştik geride nede olsa. Sabahları kalkar kalkmaz canım pek bir şey yemek istemez. Tek başıma olduğumda hiç geçmez boğazımdan. Mecburiyetten yemek yerim genelde. Yemek yememe şansım olsa, kullanırdım bunu.
Belki de kalkıp bir kahvaltı hazırlamak, bir şehrin her sokağını gezmekten daha yorucu ve ağır geliyordu bana. Karım olsa, böyle mi olurdu. Ah, kalkıp gülen yüzüyle, neşesiyle güneşten önce dalardı odama. Tamam bizde kahvaltıyı yatağa getirme gibi bir alışkanlık yoktu, sadece, sadece onun bir gülüşüne bin kişilik kahvaltı hazırlayabilirdim. Kendime değil.
Karımı düşünürken, ölümünden sonra hala unutmamaya çalışırken o gül yüzünü, kahvaltıyı bitirmiş oldum. Genelde uğraşmam, sandviç veya yumurta ve peynir yeterli olur.

Biraz dağınıklığı toparladıktan sonra, dışarı çıkmak için kıyafetlerime göz gezdirdim.
Bebek mavisi bir gömlek, üzerine kahverengi yeleğimi geçirdim. Fötr şapkamı başıma geçirip, bastonumu da kapıp dışarıya adım attım.

Evden çıktığımda, acaba kapıyı çekmişmiydim diye düşünmeden edemedim. Ağır ağır yolda yürüyerek sahil kıyısına doğru ilerledim. Evimden sahile yirmi beş dakikalık bir mesafe vardı. Yorulmuyordum. Sadece, yol boyunca düşüncelerim kemiriyordu aklımı. Bir an ansızın, gökyüzüne çevrildi başım, üzerimden kuşlar geçti. İnsan tuhaftır ki, uçan kuşları bile fark etmez. Acaba, kuşları doğduğumuzdan beri görmeseydik, bu dünyaya ait olmasalardı, başka bir dünyadan ansızın gelselerdi sürü halinde, tepkimiz nasıl olurdu? Muhtemelen şuan ki gibi olmazdı. Daha farklı davranırdık. Bizler için büyülü ve sihirli olurdu. Oysa şuan öyle mi? Kimse başını döndürüp bakmaz. Alışkınız çünkü.

Sahil, yine her zamanki gibi tek tük kalabalıktı. Sessiz sakin bir hayat için biraz fazla kalabalık. Boş bir banka oturdum. Uzun uzun seyrettim yaşamı. Denizi, dalgasını. Bana gel diyen dalga sesini. Hangi sevgilinin, ağzından çıkan seviyorum lafı şu denizin dalga sesi kadar huzur verirdi ki..
Karımı düşündüm yine, olsaydı şuan yanımda. Yaşıma başıma bakmadan, elini tutardım. Şu denizi tek başıma izliyor olmazdım, bu düşünce bile içime tuhaf tuhaf işledi. En basit bir şeyi yaparken bile anlam katardı. O sıkıldığım alışveriş, onunlayken su gibi akardı.

Yanıma bir çocuk oturmuştu, fark etmemiştim. İçim gitmişti. Sol gözümden bir yaş akarken sildim. Çocuğun görmemesi içinde ona bakmamaya çalıştım. İnsan duygularının kaynağından neden saklanır hiç bilemedim ama, topluluk içinde ağlamayı sevmem. Belki aciz gibi davranılmaktan çok, ‘’neden ağlıyorsun’’ sorusundan korktuğum içindir. Ben bile bilemem çünkü. Sormalarını istemem, bana aittir o yaşam.

Yanımdaki çocuk bakıldığı üzere, giyimi kuşamı o kadar iyi değildi. Fakat bir parlaktı yüzü. Hayatı sanki gözlerine sığdırmışlardı. Biraz süzdüm, davranışlarını. Alelacele, cebindeki paraları toparlıyordu. Bozukluk paralar vardı. Saymaya çalışıyordu. Ama küçücük çocuk, ne anlar ki paradan. Elli kuruşu, bir lira olarak sayıyor. Yirmi beş kuruşları on kuruş olarak sayıyordu.

Yardım ister misin diye sordum. Reddetti. Bu sefer, ne yapacaksın o kadar parayı diye sordum. Uçurtma alacağım dedi. Uçurtma yapabilirsin diye şeytani bir fikir soktum aklına. Ama ben uçurtma yapmasını bilmiyorum ki diyerek büzdü dudaklarını.
İstersen ben sana uçurtmanın nasıl yapılacağını öğretirim dedim, tekrar denize bakarak.
Yüzünde bir gülümseme belirmiş olacaktı ki, sesine kadar yansıyordu. Gerçekten mi sorusunu uzattı üzerime.
Gerçekten mi diye sordum kendime, bunca zaman sonra, uçurtma yapmasını unutmuş olmalıydım. En son kim bilir ne zaman yapmıştım. Beş yaşındayken mi? Yoksa on mu? Hiç çocuğum olmamıştı ki benim, onlara uçurtma yapmasını göstereyim.
Tekrar çocuğa dönüp, elimi elinin üzerine koydum, güven vermek için.
Tam o sırada kalbimde bir sıcaklık hissettim. Sanki melekler dokunmuştu kalbime, belki de karım, oda bir melekti neticesinde hem de gördüğüm günden beri.

O zaman anladım, yaşamak sadece, kendine yetmek değilmiş, insanlara, çocuklara elin uzandığında yardımın dokunduğunda hayatmış gerçek olan. Söz verdim kendime o günden sonra. Bir çocuğa, ne kadar faydam olursa o kadar olacaktım, kuşların uçuşundan bahsedecektim, ve uçurtmalar, denizler ve aşktan. Belki oda bana, çocuk olmayı öğretirdi yeniden.. Hatıralar yaşamak için, madem toprak olacaktık, öyleyse ne kadar anı bırakabiliyorsak o kadar kardı yanımıza..

Yorumlar

  1. Ne kadar güzel yazmışsın insanı duygusallığa sürüklerken hayata dair ders veriyorsun. Sadece geçmişinle, hatıralarınla yaşamanın hiç bir şeye faydası yok, bir şeyler yapmalı insan sadece kendini düşünmeden, başkalarını mutlu etmenin, yardım etmenin, sokak hayvanlarını beslemenin tarif edilmez hazzını yaşamalı insam. Ölen ta da giden sevdiğini unutmamalı ama başka insanları da sevmeli ve seni sevmelerine de müsade etmeli kaç yaşında olursan ol. Bu arada hem okumayı hem yorum yapmayı özlemişim.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder