Abdullah Harmancı Öykülerinde Kitaptan Dünyalar ya da Kitapla Yaralanma

Kitapla kavga eden, kitapla ödeşmek isteyen ama kitapsız da yapamayan insanların öyküsünü Abdullah Harmancı’nın Seni Ne İhtiyarlattı? adlı öykü kitabında yer alan çoğu öyküden okuyabilmekteyiz. Kitapla yatıp kitapla kalkan, sahafları, kitabevlerini gezen, evinde büyük bir kitaplığı olan, bazen eşinden, bazen annesinden gizli eve kitap sokan nice dünyası kitap olan insanlar.

Kitapta yer alan birkaç öyküde kitapla kurulmuş dünyalarda sıkışıp kalan ve bunun pişmanlığını(?) yaşayan öykü kahramanları, her ne kadar kitaplarından vazgeçmiş görünse de kitapsız yapamayanlardandır. Necip Tosun bu öykülerdeki ana izleğe “kitapla yaralanma” ifadesini kullanmıştır. Gerçekten de anlatılan öykü kahramanları hep yaralıdır. Yıllar geçip de yaş belli bir yere dayanınca bu yaralanmanın kitapla olduğunu anlarlar ve kitapla bir savaş içine girerler.


“bahar olup gökyüzüne karışacaksın” öyküsünde, başlangıçta kitapla pek de alakası olmayan birinin nasıl kitaptan bir dünya kurup o dünyanın içinde yaşamaya çalıştığı anlatılmıştır. Okul yıllarında bir şiir yarışması neticesinde kendisine verilen alelade bir kitap Mehmet’in hayatını değiştirmeye yetmiştir. İçinde kendisini ilgilendirmeyen yüzlerce gereksiz bilginin olduğu bu kitabı, evin bir köşesinde duran bir etajerin içine koyar ve bu durum zamanla bir aidiyet hissi yaratır. Evde ona ait bir yer vardır artık. Mehmet’in dolabıdır orası. Tamamen ona ait. Evin bir köşesinde duran ve dünyalara açılan bir dolap. Zamanla o kitabın yanına yenileri eklenmiş, bu süreç artarak devam etmiştir. Mehmet yaşadığı bu durumu kitap biriktirmekle okumak sevdalısı olmak arasında tam bir yere koyamaz. Ömrünü vermiş olduğu o kitaplar artık hayatın ta kendisi olmuştur. İnsan hayallerini, acılarını, arzularını, sırlarını ve her şeyden önemlisi her sayfasında ömründen bir parça olan kitaplarını, yani her şeyini kime bırakabilir ki? Oğluna mı, eşine mi, öğrencilerine mi, eskiciye mi? Mehmet için bu durum tam bir çıkmaza girer. Ona göre kitaplarını en iyi emanet edeceği yer kütüphaneler yani gerçek okuyucuların bulabileceği yerlerdir. Köksal Alver’in de dediği gibi “bana ne olacak” sorusundan önce “kitaplarıma ne olacak” sorusunu sorar. Kitapları o kadar çok önemser, onlara o kadar çok bağlanır ki kitaplarını bağışlamayı düşündüğü kültür merkezinin onu alkışlarla karşılayacağını zanneder. Oysaki sonuç iki belediye işçisidir. Kitaplar Mehmet’i ağır ağır, hissettirmeden, gün gün zehirlemiştir. Artık Mehmet kitapların onu zehirlediğini bilir ancak kitapsız da yaşayamaz. Kitaplar onun gerçek dünyası olmuştur.

“televizyon mavisi” öyküsünde kendini işine ve kitaplarına vermiş bir müdürün Şeyma üzerinden aşktan ve hayattan kaçışı sergilenir. Müdür, Şeyma’nın kendisine karşı bir şeyler hissettiğini düşünür ancak bunu ısrarla reddeder. Aslında kendi hislerini Şeyma’nın hisleri gibi göstererek bir kaçış savunması geliştirmiştir. “Sana gerçek bir koca olamam” tekrarlarıyla kendini haklı çıkartmaya çalışan müdür, dünyasının kitaplarla olduğunu da ara ara hissettirir. O kitaplardan bir dünya kurmuş ve kendini bu dünyada sıkışıp kalan bir özürlü olarak ifade etmiştir. Suçu ise kitaplara atar: “kitaplar özürledi beni, kitaplar zehirledi beni.”

Öyküde hayatına şahit olduğumuz müdürün dünyası ikilemler arasında gidip gelmektedir. Onun için iki seçenek vardır; ya kitapları bırakıp hayatın akışına dâhil olacak ya da hayatın akışında kaybolmaktansa kitaplarıyla mutlu ama yalnız bir hayat sürecektir. O kitap dolu bir poşeti alışveriş poşetine değişmek istemez. Kitaplarla kurduğu dünyaya bir başkasını dâhil etmek istemez.




“cinayet süsü” öyküsünde kitapla zehirlenmek, kitapla öldürülmek ve kitapla sakatlanmak gibi kavramlar sorgulanır ve açık açık dile getirilir: “Kitaplar dünya mı benim için? Kitaplarla mı kirleniyoruz? Kitaplar oyunum mu? Kaçıyor muyum kitaplardan kitaplarla?”

Takıntılı denecek boyutlara gelen kitapla yüzleşmek veya okumaktan ve yazmaktan tatminsizlik öykü kahramanlarını bir çıkmaza sürükler. Kitaptan kaçarken yine başka bir kitaba sığınır. Yazdıklarını beğenemez, yazmaktan kaçmak ister ancak yine soluğu yazmakla bulur. Onlar varmaktan ziyade yolda olmayı sevenlerdir. Kitaplar önlerinde birer yol olur.


Mustafa Bostan

Yorumlar