Peki Kim Bu Hasan Sabbah?



Dizilere filmlere konu olan adını ara ara duyduğumuz Hasan Sabbah'a biraz yakından bakalım;

Hasan Sabbah’ın 1046-1047 yılları arasında İran’ın Kum şehrinde dünyaya geldiği hakkında rivayetler vardır. Kaynaklarda babasına dair bilgiler arasında alim bir şahsiyet olduğu geçmektedir. Oğlu Hasan Sabbah’ın eğitim noktası ile yakından ilgilendiği felsefe, mantık, kelam eğitimlerini de sıkı bir eğitim verdiği bilinmektedir. Sabbah’ın tarih sahnesine çıkışı olarak Selçuklular devrini gösterebiliriz. Öyle ki dönemin önemli vezirlerinden olan Nizamülmülk ile de diyaloglarının olduğu bilinmektedir. Hatta bazı kaynaklar da Ömer Hayyam, Nizamülmülk ve Hasan Sabbah’ın bir dönem arkadaşlık ettiğine dair rivayetler de söz konusudur. Hasan Sabbah küçük yaşlarda eğitildiği ve 7 yaşında iken din eğitimleri aldı ve ilerleyen yaşlarda özellikle din alimi olma yolundaki isteğinin olduğu bilinmektedir. Bundan dolayı 17 yaşına kadar ailesinin de sıkı sıkıya bağlı bulunmuş olduğu İmamiye Şiası'na bağlıydı. Hasan Sabbah belirli bir süreden sonra tarihte Batıniler olarak tanınan tarikatını etrafında toplanmıştır. 

Bölge bölge gezerek gizli bir şekilde belirli bir kitleyi yanına çekmeyi başarmış Sabbah’ın düşüncesine göre ‘‘ Allah akıl ve düşünceyle değil imamın rehberliği ile tanınabilir; zira akıl Allah’ı tanımak için yeterli olsaydı herkes aynı fikre sahip olurdu." 

Bu düşünceleri beraberinde Hasan Sabbah’ın arkasından giden belli bir kitlenin oluşumuna sebep olmuştur. Etrafında olan kişiler için onun derin hikmetlere sahip olduğuna dair düşünceler oluşmaya başlamıştır. Sabbah’ın arkasından gidenler gizli bir şekilde bağlılıklarını sürdürüyorlardı. Devamlı Haşhiş(esrar) kullanmalarından ötürü onlara Haşşa, Haşişiye de denilmekteydi.


Artık Sabbah’ın taraftarları gizli bir şekilde Sabbah’a itaat ediyorlardı. Bu gizli davetin tohumlarını ellerinde bulundurdukları gizli hançerlerler de suluyorlardı. Öyle ki bu hançeler dönemin devlet adamlarına kadar dokunuyordu. Büyük Selçuklu Devleti’nin önemli sultanlarından olan Melikşah Sabbah ve fedailerini devlet için muazzam bir tehdit olarak görmekteydi. Bundan dolayı onlarla mücadele etmenin gerekliliğini savunuyordu. Bazı rivayetlerde Sabbah’ın fedaileri yapmış oldukları ilginç suikastleri ile tanınmaktadırlar. 
Öyle ki bir gün Melikşah’ın yastığının altından bir hançer çıkmıştır ve bu hançerin Sabbah’ın fedaileri tarafından koyulduğunu düşünülmektedir. Böylesine tehdit oluşturan bir tarikat sadece Melikşah değil aynı zamanda sonradan gelecek olan Büyük Selçuklu sultanlarına için tehdit uyandırmaya devam edecektir. Bu tarz tarikatlar gördüğümüz üzere belli dönemlerde ortaya çıkmakta. Fakat burada en çok dikkatimizi çeken olayın da şu olduğunu görmekteyiz. Bu tarz tarikatlerin genel itibari ile belli bir kitle oluşturmak için dini kullanmış oldukları hiç kuşkusuz gözümüzden de kaçmamaktadır. Öyle ki milletlerin hep vurucu din faktörü olmuştur.

Hülya Tarhan

Yorumlar