Hedef Tahtası: Travis Scott Bana Göz Kırptı


    Geçenlerde Netflix platformunda yayınlanan Travis Scott isimli rapçinin hayatına ve "Astroworld" isimli albümünün ortaya çıkış sürecine değinen "Travis Scott: Look Mom I Can Fly" isimli bir belgesel izledim. Belgeselde birkaç kısım çok ilgimi çekti. İzlerken doğal bir reaksiyon olarak gördüğüm karşılaştırmayı çok yaptım, gerek izleyici kitlesini gerek biraz yakından takip ettiğim Türkçe Rap piyasasıyla ve tabi ki genel olarak insanımızla da sürekli karşılaştırdım.

    İzleyici kitlesi Travis Scott'a o kadar çok bağlanmış, onu kadar samimi buluyorlardı ki     -genellikle bana komik gelen bir biçimde- peşinden koşmalar, yüz yüze geldiği için çılgınca sevinmeler, onu yüzbinlerce kişinin arkasından bile görünce delice sevinmeler. Seyircilerin bu davranışları neden gösterdiklerini ve bizde -en azından benim bildiğim kadarıyla- neden pek de böyle bir seyirci kitlesi olmadığını düşündüm. Psikolog değilim tabi ki o yüzden biraz yüzeysel ama bence su götürmez bir gerçek geldi aklıma; Yahu bizim gençler yani biz, eğitim problemlerinden -sadece okuldaki değil, evdeki eğitimden de bahsediyorum- gün içerisinde ışık hızındaki değişen gündemden, sürekli gergin olan siyasi ortamdan başını kaldıramıyor ki bana komik gelen bu tip bir bağlılık içerisinde olsunlar. :) Peki onlar neden bu şekilde bağlıydılar, nasıl bu şekilde oyunculara, şarkıcılara, bilgisayar oyunlarına, filmlere, dizilere aklıma gelmeyen genel olarak gerçek olmayan bu dünyaya nasıl bu kadar bağlanıyorlar? 

    Bu sorunun en kısa cevabı bizim gençlerimizdeki dertler onlarda yok da ondan. Adamların uğraşacağı bi' bunlar var. Bunlardan da en ufak bir samimiyet parçası gördükleri zaman anında "ölümüne" bağlanabiliyorlar. 

    Çok mu matah bir şey? Hayır tabi ki ama aradaki uçurum çok geniş, can sıkıcı noktada burada. Onların yaptıklarını yapmayalım ama onların rahatlığında olalım isterim ben. Yapabilecek imkânımız olsun ama yapmayalım. 

    Gençliğimizin yani bizim neden bu durumda olduğumuzu da başka bir yazıda ayrıntılı bir şekilde, kendi açımdan yazarım elbet. 

    Şimdi devam edeyim belgeselin ben de bıraktığı bir diğer ize.

    Travis Scott ekibiyle birlikte kuliste. Dışarısı da derler ya "mahşeri" tam da bu sıfata uygun bir şekilde kalabalık. Heyecan dorukta. Travis birden sahneye atlar diyorum. Ama o da ne? 

    Adam birden kulisin ortasına geçip ekibini çevresine toplayıp. Başlıyor dua etmeye "Tanrım, bize bunları verdiğin için teşekkür ederiz" gibisinden güzel samimi bir dualar ediyor ekibiyle, "Amen" deyip bitiriyorlar duayı ve çıkıp en kallavi şekilde yapıyor gösterisini. 

    Karşılaştırma mekanizması direkt çalıştı tabi benim, bizimkilerden bir tanesi dedim kendime bir tanesi böyle bir hareket yapsa konser öncesi, bir kameranın onu çektiğini bile bile yani, ellerini açsa ekibi de ona iştirak etse, "Allah'ım verdiğin bu başarı için sana şükrediyoruz, ekibimizi her zaman bir arada tut" gibisinden bir şeyler söylese eller yüze sürülse, hep beraber "Amin" derken. Ne olurdu? 

    Ben söyleyeyim; en iyisinden, direkt sosyal medyada benim adına "kibarca linç" dediğim bir olaya girilir bu görüntülerle türlü "mizahi" içerik üretilirdi. En kötüsünü hiç düşünmek istemiyorum ama herhalde hemen sektördeki bazı çok bilmişler tarafından aforoz edilirdi herhalde. Bu arada bu örnekte önemli bir ayrıntı var o da şu; zaten İslam dininde alkolün ve türlü zıtlıkların zirve yaptığı bu tip serbest stil yerlerde oturup bir de dua mı etsin, ne işe yarar dua? gibisinden bir soru aklınıza gelebilir. Gelmesin. O işin öyle olmadığını herkes biliyor zaten. Benim dikkat çekmek istediğim nokta. Dine ne kadar uzak olduğumuz hatta onu bir mizah malzemesi yaptığımız. Ama yurtdışında olması gerektiği gibi insanların bu tip şeylere nasıl gayet normal baktığı.

    Türkçe Rap müzik açısından da değerlendirilecek çok yön vardı aslında bu belgeselde. Belki bir gün o tip yazılarda yazılır blogumuzda, kim bilir? 

    O açıdan da kısaca özetleyeyim kendimce: Türkçe Rap olarak hala tam olarak özgün değiliz maalesef. 

    İşte böyle sevgili okur, aslında çok önemli yerlere attık bu sefer oku. Öyle olmasa bile en azından denedik diyebiliriz sanırım. Hedefi 12'den vurduk mu?

    Belki, biraz. 

Furkan Deniz

Yorumlar