Antik Mısır'a Dair

    


        Antik Mısır İmparatorluğu yaklaşık 3000 yıllık varlığı ile en dikkat çekici medeniyetlerden biri olarak tarihe geçmiştir. Mısır Devleti dini inanışları, sanat anlayışı, kültürü ve sosyal hayatıyla günümüzde araştırmacıların dikkatini çekmekte ve birçok araştırmaya konu olmaktadır.

         İlgi çekici bir imparatorluk olan Mısır her ne kadar mistik ve güvenli görünse de gerek saray entrikaları gerekse işgaller ve istilacılar sebebiyle birçok kez yıkımın eşiğine gelmiştir. Bu sebepten ötürü eski krallık, orta krallık ve yeni krallık dönemlerine ayrılmıştır. 

        


Muazzam imparatorluk, kuruluşundan yıkılışına kadar 30 hanedan tarafından yönetilmiştir. Hanedanların bıraktıkları mirasların bazıları günümüze ulaşmıştır. Mısır, firavun (pharaoh) diye bilinen krallar tarafından yönetilmiştir. Antik Mısır; Julıus Caesar’ın liderliğindeki Roma İmparatorluğu tarafından MÖ 30 yılında ele geçirilmiş, MS 7. yy’da ise Araplar buraya egemen olmuştur. 1250 yılında Memluklar, 1517 yılında ise Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına girmiş olan Mısır, 1882 yılında da Birleşik Krallık Kolonisi olmuştur. 

         Antik Mısır; Kuzey doğu Afrika’da Nil Nehri'nin denize ulaştığı bölgede kurulmuştur. Uygarlığın yayıldığı bölge bugünkü mısır toprakları içinde yer almaktadır.

         Antik Mısırdaki hayat Nil Nehri'ne bağlı olmaktaydı. Bu bölgede mevsimlik yağışlardan dolayı taşkınlar yaşanır, bunun sonucunda kıyılarda verimli balçıklar meydana gelirdi. Bu durum da tarımdaki verimliliği arttırmaktaydı. Nil Nehri’nde oluşan taşkının şehre zarar vermesini önlemek amacıyla şehrin etrafında bentler oluşturulmaktaydı. Taşkınlarda arttan suyu biriktirmek amacıyla havuzlar yapılmakta, suyu dağıtmak ve kontrol etmek için tüneller kazılarak su kanalları inşa edilmekteydi. Tüm bu oluşumlar aynı zamanda Antik Mısır insanlarında topluluk bilincinin gelişmesine katkı sağlamıştır. Homojen yapıya sahip olan kültür mısır medeniyetinin temelini oluşturmaktaydı. 

        Mısır, coğrafi konum olarak denizlerle çevrili olup, dışarıyla etkileşimi azdır. Bundan dolayı asimilasyona çok fazla maruz kalmamış, kültürlerini dış etkenlerden korumuşlardır. Mısır değerli taşlar açısından zengin bir bölgedir. Mısır halkı tarım ve hayvancılıkla uğraşmanın yanı sıra basit araç-gereçler ile kabartmalar, sürahiler, vazolar ve heykeller yapmaktaydılar. Halkın bu yetkinlikleri tapınak benzeri piramitleri yapmalarına da olanak sağlamıştır.

         Mısır'da M.Ö 3000’den itibaren hiyeroglif yazı kullanılmaktaydı. Yaklaşık 500 yıl, yalnızca kral ve memurlar hakkında bilgi verme amacıyla kullanılan yazı, M.Ö 2500’lerde din, edebiyat ve bilim alanlarında da kullanılmış, böylece yazılı gelenek oluşmuştur. Mısırda kullanılan bir diğer yazı tipi de demotik yazıdır. Bu yazı tipi, imparatorluğun son yıllarında günlük yaşamda kullanılmaktaydı. Önemli yazılar papirüslere, önemsiz görülen yazılar ise kireçtaşından oluşturulan parçalara yazılırdı. Mısırda yazıya önem verildiği için yazıcı okulları açılmıştır. Bu okullarda verilen eğitim 12 yıllık bir süreci kapsamakta, memurların okuma-yazma bilme şartı bulunmaktaydı. 

        Mısırlılar M.Ö 3000’de Nil Nehri taşkınlarına dayanan mısır takvimin geliştirmişlerdir. Takvim de bir yılda dörder aylık üç mevsim bulunmaktaydı. Mısırlılar buna dayanarak bir yılı 30 güne ve 12 aya bölmüşlerdi. Sonraki süreçte buna 5 gün daha ekleyerek 365 günlük güneş takvimi geliştirdiler. Fakat 6 saatlik dilimi hesaplayamadıkları için bugünkü takvime göre her 4 yılda bir, bir gün eksik kalıyordu. Mısırlıların oluşturduğu bu takvim, daha sonra küçük bir değişiklikle Papa XIII. Gregorius tarafından miladi takvim olarak ortaya konuldu.

         Antik Mısır insanları matematiği, piramit ve arazi ölçümünde kullanmıştır. Ayrıca tıpta uzmanlık dalları oluşturup, tıp terminolojini geliştirdiği bilinmektedir. Fakat buna rağmen Mısırlı hekimler, tedavilerinde büyü kullanmayı tercih etmişlerdir. Böylelikle fizik ve metafizik birbirine karışmıştı.

        Din, mısır kültürünün büyük bir kısmını kapsamaktadır. Mısır kültüründe hayvan biçimli tanrılar bulunmaktadır. Bunun totemcilik anlayışından kaynaklandığı düşünülmekte ve her kabile bir hayvanı totem olarak benimsemekteydi. Bu totemler zamanla eyaletlerin tanrıları düzeyine ulaşıp, Antropomorfik biçimde düşünülmeye başlandı. Böylelikle hayvan totemlerinin bazıları insan vücuduna eklendi. Bunun sonucunda insan biçimli hayvan başlı tanrılar ortaya çıktı. 

        Antik Mısır'da yaşama süresi az olduğundan insanlar 20 yaşına geldikten sonra mezarlarını planlamaya başlarlardı. Mısır inanışına göre insan öldükten sonra duruşmaya katılır ve bu duruşmaya tanrı Osiris başkanlık yapardı. Mısırda, ölen kişinin ruhunun daha sonra da bedeninin döneceği anlayışı yaygın olduğundan bedeni korumak için mumyalama işlemi yapılırdı.


Roza Yalçın


Yorumlar