Osmanlının
kültür ve resmî başkenti olan İstanbul’un, batının yozlaştırıcı yüzüne yenik
düşerek farklı bir hayata geçişini Naim efendinin konağı örnek alınarak birçok
değer yargısının hüzünlü bir şekilde heba edilişini, bu durumun en nihayetinde de
oturdukları konağı gözden çıkarılmaya mecbur kalınarak dağılan bir nesli
resmeder.
Yakup
Kadri Osmanlının son devrinde diğer eserlerinde olduğu gibi Kiralık Konakta da
halkın içinden halkı anlatır. Bu kez Anadolu’da değil payitahtın, faytoncu
adaların, yüksek rütbeli ve çoğunluğu memur bir kesimin içinde yer aldığı
büyükşehirde, İstanbul’dadır. Mütarekeden sonra paşalığının hükmü azalan
Osmanlı beyefendisi Naim Efendi, konağında kızı damadı ve iki torunuyla beraber
yaşamaktadır. Alafranga tutumları ve tutkuları ile batılılaşmanın halayını en
başta damadı Servet Bey çekmektedir. Servet Bey mandacı anlayışı benimseyerek
evvela otorite yönünden kayınbabasıyla zıtlaşır ve günlerce süren tartışmaları
ve Naim efendinin yeni yazıya alışamaması bir yaz gecesi aldıkları mektuplarla
farklı bir yöne evrilir. Mektuplarda torunu Seniha’nın uygunsuz hallerle genç
erkekler birlikteliği anlatılır ve imza bulunmayan bu mektupları babası Servet
Bey önem vermeden konuyu irdelemez.
Bu
nesil çatışması otorite boşluğu yarattığı gibi ekonomik iktidarsızlıkta doğurur.
Naim Efendinin damadı Servet Bey ve erkek torunu Cemil Bey, konaklarında
düzenledikleri alafranga tarzı içkili ve oyunlu partilerle de günden güne
serveti eritirler fakat sosyete rüzgârından sarhoş olan ev ahalisi bu durumun
vahametini göremezler ve iş en son oturdukları konağı kiralayıp bir daireye
yerleşmek zorunda kalırlar. Osmanlı da işte sanki son zamanlarda böyledir.
Tanzimat’la başlayan batıya uyum sağlama sürecinde yaşanan birçok sarstırıcı
hadise ve günden güne azalan toprak bütünlüğümüz kitaptaki gibi bir daralma ve
kabz halini oluşturur.
Naim
efendinin evvela kızı Sakine Hanımı ve torunlarını kanatları altına alıp
damadının alafranga sevdasından korumak istese de değişen moda ve azalan dini,
milli hassasiyetler yaşlı bedeninde Osmanlı gibi sessiz sedasız, anlaşılmadan
göçüp gider. Bir de hisli şiirlerine ve Seniha’ya olan sevdasına karşılık
bulamayan Hakkı Celisin avuç içinde atan yüreği geride kalır.
Beyzanur Bilyay

Yorumlar
Yorum Gönder