Dünya üzerinde, maddelerin, eşyaların ve geçmişe dair söz eden her yazı her bahis birer tarihtir. Hadiselerinin tarihi cereyanlarını bir ilmin, bir buğdayın bir coğrafyanın, kumaşın, taşları bile birçoğunu tarihe mevzu sayabiliriz. Fakat şu anki tarihi mevzumuz daha çok insaniyetin veyahut milletlerin tarihidir. Bundan mütevellit "Tarih içtimai bünyenin azası olmak itibariyle insanlığın fiil ve fikirlerinin inkişafını takip eden bilgidir." Bu tarihi inkişafları göz önünde bulundurarak Türk Tarih Tezinin oluştuğu dönemlerde vuku bulunan mevzubahislere değinmiş bulunacağız.
Kurtuluş muharebesinin akabinde, Türkiye Cumhuriyetinin kaderini belirleyen Lozan Konferansı’nın ardından artık dünya Türkiye’yi tanır vaziyete gelmiştir.
Bu tarihi anların ardından birçok devrim gerçekleştirilmiş ve sağlam bir Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Sıra bu sağlam Devleti sağlam bir tarih ile taçlandırmaya gelmiştir. Tarih üzerine araştırmaların 1929 yılından sonra yoğunluk kazanmış olduğunu görmekteyiz.
Tarihler 1930 yılını gösterdiği vakitlerde 'geniş bir tarih araştırmaları devri açılıyor' Afet İnan gibi önemli şahsiyetlerin tarihe dair mühim düşünceleri ile karşı karşıya gelmiş bulunuyoruz. Hiç kuşkusuz o mühim şahsiyetlerin yegane adamı olarak da Mustafa Kemal’i görmekteyiz. Kaynaklarda geçen bazı yazılanlara göre Afet İnan’ın yaşamış olduğu bir hadiseye tanıklık etmiş bulunmaktayız. 1928 tarihlerinde Afet İnan Fransız okulunda öğrenim gördüğü vakitlerde bir coğrafya kitabında 'Türk ırkının sarı ırktan olduğuna' dair yazılmış bulunan yazıların bahsine rastlamaktadır. Bunu derhal Mustafa Kemal’e bildirir. Türklerin ikinci sınıf ırklardan ve barbar diye nitelendirildiklerinden Afet İnan Atatürk’e mektuplarında bildirmektedir. Bu cereyan eden mevzuların ardından Mustafa kemal bu olanların üzerinde yoğunlaşma kararı almıştır.
Derhal ihtiyaç duyulan kaynakları bir arada toplamaya ve tarih çalışmaları ile yakından ilgilenmeye ve Türk Tarihi için günümüzde bile unutulamayan şahsiyetleri bir araya getirme kararı alınmıştır. Böylece Türk tarihi açısından önemli yer arz edecek çalışmaların ve maddelerin ilk adımı atılmış bulunmaktaydı. Böylelikle Türk milletinin kendisinin anlamasının yolunun tarihten geçtiği yönünde düşüncelerinin oluşumunun ardından 1931 yılında Türk Tarih Tetkik Cemiyeti’ni kurulmuştur. Bu heyetin en önemli yayını Türk Tarihinin Ana Hatları isimli eser olmuştur.
Bu cemiyette Tevfik Bey, Samih Rıfat ve 1932 tarihinde toplanılan Türk Tarih Kongresinin başkanı olan Yusuf Akçura gibi önemli şahsiyetlerinde yer almış bulunduğunu görmekteyiz. Kurulan bu cemiyetin yürürlükte hareketlerini sağlayacak olan Türk Tarih Tezi ortaya koyulmuştur. Atatürk son dönemlerine kadar da kurum içerisindeki çalışmalar ile bizzat kendisi ilgilenmeye devam etmiş ve toplantılara da katılmıştır. Kurumun kuruluş amaçlarından bir tanesi de yeni keşifler ve bilimseler konular üzerine tartışılacak toplantıların ve kongrelerin düzenlenmesidir. Bu kongrelerden en önemlisi de Türk Tarih Kongresi olmuştur. Atatürk’ünde yönergesi ile Temmuz 1932’de Türk Tarih Tezi’nin tarih konularında izlenecek yol haritasının belirlenmesi maksadı ile toplanılmıştır. (Türk Tarih Kurumu arşiv bazında da birçok eseri bünyesinde toplamayı başarmıştır.)
Burada izahını etmiş bulunduğumuz şey Atatürk'ün Türk tarihine vermiş olduğu yegane değerdir. Mustafa Kemal'in bu işi canı gönülde yürütmesi ve vermiş olduğu emekleri hiç kuşkusuz göz ardı etmemek gerekir ve öyle ki Türk milleti olarak bu yegane değerlerimize sahip çıkmak, Atatürk'ün geride bırakmış olduğu bu şanlı tarihe sımsıkı sarılmak bizlere en kutsal bir görev mahiyetindedir.
Hülya Tarhan



Yorumlar
Yorum Gönder