Bir Çöküş Hikayesi

 




Bir yaşlı adamın –aslında adı Salomonsohn- psikolojik ve fiziksel olarak kelimenin tam manasıyla nasıl yalnızlaştığını anlatan bir Zweig hikayesi.

Yazar karakterin ismini bir arasöz biçiminde vermesi karakterin nasıl görmezlikten gelindiği bize baştan belli ediyor aslında. Çöküş bir akşam yaşlı adamın kızını tanımadığı bir adamın odasına girerken başlıyor. Bu olaydan sonra yaşlı adam bir iç hesaplaşmaya giderek bir nevi gözlerinden perdeyi kaldırıyor ve çevresi tarafından nasıl görüldüğünü farkediyor. Önce sık sık kendi kendine sorduğu sık sık sorularla, sitemlerle (Ne yapmalıydı?, Aman Tanrım! Ah, ne rezillik!) gibi yinelenen ifadelerle yaşlı adamın içerinde bulunduğu  çıkmaz ve çaresizlik net bir biçimde ortaya konulmuş.

Yaşlı adam kendisinin dışlandığını çevresindekilerin her hareketinden sezinlediğini ifade ederek adeta kendi kendini sürekli aşşalıyor;

“Evet,biliyorum,gülüyorsunuz, pis bir kusmuk yığınından uzaklaşır gibi kaçıyorsunuz benden…”

Ayrıca Yaşlı Adamın;

“Zevk ü sefa bizim gibilere göre değildir, biz sırtımızdaki yükü mezara kadar taşırız”

 gibi ifadelerine bakarak da bu dışlanmasını kendi içinde çoğul bir kimliğe sokarak, kendini rahatlatmaya çalışıyor. Ancak bu çaba da fayda vermeyince kendisine –kızının ve eşinin sürekli beraber eğlendikleri herifleri de pataklamak için- bir baston alıyor ve ondan kendisine güç yüklemeye çalışıyor.

“Silah daima fiziksel olarak zayıf insanı kendinden daha emin kılar”

Ayrıca yazar bize yaşlı adamın eşini “Anne” sıfatıyla ve onun sözlerini özellikle yabancı lisanla –Fransızca- aktarmış. Buradan yaşlı adamın eşiyle olan ilişkisinin ne kadar koptuğu sonucunu çıkarabiliriz.

Bütün bu dışlanmışlık, yalnızlık hislerine dayanamayan ve iç muhasebesinden yenilgiyle çıkan yaşlı adamın – Salomonsohn- kalbi bir gece vakti ona acı çektirmeye son veriyor.

Yorumlar